Biography / Contemporary Istanbul 2009
|
“Ressam kendini resmeder. Kendi
bilgisini, yeteneğini ve kişisel tarihini… Bilsak’ta “Sanat Eserinin Objektif
Anlamı” adlı iki yıl süreli bir inceleme konferansı izlemiştim. Orada konuşmacı
“Ben sanatçının işini gerçekleştirirken ne düşündüğüyle ilgilenmem, onu, işine
bakarak ve objektif olarak çözümlerim.” diyordu. Görünenin objektif yorumu… Ben
işimi anlattığım zaman, bu subjektif bir anlatım olacak. Tuvalime bakan kişi ise,
bambaşka izlenimlerle dolu olacak. Bu ikisi birleşebilir mi?“ diye soran ressam
Reyhan Göksel’in seçtiği resim yolunu izleyicilerine biraz daha açması için
hazırladığım sorular ve yanıtları aşağıda: HNG - Resimlerinizin en alt katmanında kendi çektiğiniz fotoğraf imgeleri var. Doğal kaya dokuları, harap üzerinde ot bitmiş ev duvarları veya çiğ et rengi meyve imgeleri gibi... Bu en alt zemin imge tercihlerinizin dünden bugüne nedenleri nelerdir ve son çalışmalarınızda neden bu en alt katman için meyve imgelerini yeğlediniz?
RG - Resimlerim
en önce, dijital imgelerin araştırmasıyla yola çıktı. Bunları tuvalde, aynı yazı
yazarken yaptığımız gibi, beyaz kağıt üzerine siyah mürekkep geleneği ile
gerçekleştirmeye başladım. Zaman içinde beyaz zemini çeşitlendirme ihtiyacı
doğdu. Ne kullanabilirdim? Pembe bulutlar, duyarlı bir canlı varlık için biraz
fazladır. Seçtiğim harap duvarlar, aşınmış çatlak kayalar, bence, bütün canlı
varlıkların çatırdaması, yıpranması ve acı çekmesiyle özdeşleşiyor. Bunlar
düşünülerek karar verilmiş seçimler değil. Bastırılmış, dipte tutulmuş mantarın
su yüzüne fırlaması gibi kendiliğinden geldi, doğal olarak. Çiğ et rengi meyve
imgelerine gelince… Burada meyve yok. Çiğ et rengi ve karmaşa var. Bakınca,
böyle görüyorum. HNG - Resimlerinizin ikinci önemli öğesi, ikinci katmanı dijital nü imgeleri. Bu imgelerin kaynağı olan fotoğraflardaki pozları çıplak modele siz mi verdirdiniz, bu pozlar konusunda onu siz mi yönlendirdiniz? Eğer öyleyse, bu imgelerin nasıl bir özellik içermesini istiyordunuz?
RG - Çıplak model, benim için
çöp adam gibi cansız bir nesne idi. Yataylar, dikeyler, yuvarlak cisimler, ve
ritim olarak görüyordum onu… Modelimi, aynı bir resim eskizi yapar gibi, her
şeyi dengede tutmaya çalışarak pozlandırdım. Bilgisayardan geçirip, kesip biçip
kompozisyon çalışmalarına başladığım zaman bile hep iyi yerleştirip
yerleştirmediğim endişesini taşıdım. Uğraştığım bir insan vücudu değil de, vücut
parçaları biçiminde legolardı. İstediğim de buydu. HNG - Dijital figür imgelerinizde farklı müdahaleler (ikiz imgeler, deformasyonlar, eklemeler, vücut parçalarının yerlerinin değiştirilmesi) var, fotoğraf kaynaklı figür imgelerini bu anlamda dönüştürürken ne gibi kaygılar taşıyorsunuz, ne gibi etkiler yaratmayı hedefliyorsunuz? RG - Fotoğraf kaynaklı figür imgelerinde özellikle deformasyon yapmıyorum. Şaşırtma hakkımı, ikiz imgeler, eklemeler ve vücut parçalarının yer değiştirmesine saklayarak, fotoğraflarda deformasyondan kaçınıyorum. Bütün vücut parçalarını, çıplak modelimin objektiften göründüğü gibi koruyorum. İkiz imgeler zannederim, mükemmeliyetçilik karakterimden geliyor. Resmimde kullandığım küçük kareler ve benekler de, küçük ama mükemmel, tamamlanmış birer formdur. Modelimden fotoğrafladığım açık kompozisyon biçimli imge, ancak ikizleştiği zaman, dikdörtgen veya kareye tamamlanıp resmimdeki küçük karelerle ilişki kuruyor. Eklemeler ise, beni rahat ettiren ikiz kompozisyonun rahatsız edilmesi, dürtülmesi oldu. Vücut parçalarının yer değiştirmesi de, bence, simetriyi bozma, zenginleşme ve dürtmeye devam anlamında yorumlanabilir.
RG - Resimlerimdeki
simetrik kompozisyonlar oluşurken, mükemmeliyetçiliğimin sebep olduğunu
düşünüyordum. Fakat, 2008’de Yıldız Cıbıroğlu’nun “Türk Sanatında Gizli Yüz”adlı
araştırmasıyla karşılaşınca, bu simetri tutkusunun bilinç dışından arketipsel
bir çağrışım olduğunu düşünmeye başladım. Üniversite ikinci yılından itibaren üç
yıl Türklerin ikonografisinde önemli yeri olan hayat ağacı yorumu ile uğraşmak,
bir iki yıl sonra dönüp başka şey yapmaya niyet ederek, farkında olmadan yine
Orta Asya DİKOTOMİ (simetrik duruş/ikili birlik) simgeciliğine bilinçsizce
kaymış olmak Yıldız Cıbıroğlu’nun kitabıyla tanışınca beni çok şaşırttı. Ama bu,
resmimi destekleyen, içime sinen bir keşif oldu. HNG - Resimlerinizin oluşumunun en emek yoğun safhası dijital figür imgelerinin üzerine siyah yağlı boya ile küçük kare noktalar şeklinde yaptığınız müdahaleler ile yakalamaya çalıştığınız gizem veya duygu nedir? Kadınlara has bir sabrı ve örgü örmek ile kanaviçe işlemeyi de akla getiren bu resim tekniğini benimsemeniz yapıtlarınıza nasıl bir katkı yapmaktadır? İleriki yıllarda bu tekniğinizde değişiklikler yapmayı planlıyor musunuz? RG - Dijital figür imgelerinin üzerine siyah yağlı boya ile boyanmış küçük kare ve benekler bir bütünü inşa ediyorlar. Dünyadaki bütün cisimlerin yapısı küçük birimlerden oluşur. Tek başına anlamsız, güçsüz nokta ve beneklerin çoğalıp, birleşip, yığıldıklarında kavuştukları güç beni etkiliyor. Doğada milyonlarca örnekte olduğu gibi… Basit, ama basit olduğu kadar düşündürücü bir olay… Doğanın gizine doğru bir yöneliş sanki… İşlerimin örgü örmek, kanaviçe işlemek, sabır gibi kavram ve işleri hatırlatması çok doğaldır. Resmim, yılların içinden araştıra, yoğura, sorgulaya, sağlam taşlara basmaya çalışarak, yapıma ve kişiliğime uygun olarak ve yoğun emek vererek gelişip oluştu. Bunların benim samimi söylemim olduğunu ifade edebilirim. Geliştirdiğim teknik, yıllar içinde bu noktaya geldi. Benim için değerli. Çünkü benim. Geliştirdiğiniz sizi ifade eden, içinize sinen şey değerlidir. Tekniğimi değiştirmek değil, ama küçük ilavelerle geliştirmek, daha olgunlaştırmak amacım olabilir…
RG - Son işlerimde, dijital nü parçaları daha alışılmamış biçimde kompoze edildiler. Tanınmazlaştılar. Mevcut insan gibi değiller. Bu, istediğim bir şey. Resme bakan, birikimine göre çözsün diyorum… Önceki dokulu alt zeminler, bu resimlerde, sizin deyiminizle çiğ et rengi oldu. İleriki yıllarda, daha ileri de gidebilirler. Modelajı oluşturan küçük benek ve karelerime gelince, benim resmimde hep var olacaklar… Onlar benim yorulmaz küçük arılarım. Son çalışmalarım önceden planladığım gibi yürüdü bitti. Resim dilim zannederim oluştu. Ama oluştu derken, cam gibi dondu, akmaz, kıpırdamaz demek istemiyorum. Her zaman bu dile ilave edilecek ve atılacak şeyler olacaktır. Canlılık da budur… |